You are currently browsing the monthly archive for Şubat, 2007.
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suçortağısın.
Yapma bunu bana!
Bahar, yalvarırım çek git işine!
Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!
Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.
Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek…
Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem…
Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek…
Yapma bunu bana bahar,
Böyle üstüme gelme!
Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı…
Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime…
Kalbimin buzları erimiş.
Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir…
bir de sen çıldırtma beni…
Krizdeyim ben… Tembelliğin sırası değil, uyamam sana…
Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.
Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni…
Bulutların üşüşmesin başıma…
Girme kanıma benim… yoldan çıkarma!..
Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,
Sevdanın suç ortağısın.
Kıyma bana!..
Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.
Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin…
O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…
Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin uçuştuğu günbatımları…
Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan…
Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgarlarında…
Yeşerttiğin çiçekler yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz…
Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden… yüreğim viraneye…
Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da…
Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.
İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar…
İş açma başıma…
Git işine!
Yoldan çıkarma beni!
Can Dündar


Her gidişinin ardından ben kaldım yalnız,
Bir parçam da öldü seninle,
Belki de hala yaşıyorum sen de…
Sahte sevdaların arasında bir parça ben kalmışım,
İstiyorum geri kalanımı,
Ya da bu yarımlığımı tamamlamayı…
Sen Varken Ne Kadar Uzağım Ki Sana…
Uzaklıklar dedik hep… Nerede bir sebep gerektiyse ‘aşk’a dair, hep
uzaklık dedik adına… Gül” ü kokladık, gül rengi yollar aştık…
Bir gülün kokusu kendine ne kadar uzak ve yakışıksa, biz de o kadar uzağız
işte sevgili… O kadar uzak ama yakın… İki ayrı kanat ama aynı gövdede…
Aynı bedende…
Biliyor musun sevgili, denizi görsem sanki sen aylar sonra ilk kez
göreceksin de, sanki aylık turkuaz hasretlerin bir anda dinecek de,
içimdeki ben, bir ben değilmişim bir de senmişsin gibi sevinecek oluyor…
O kadar hazırım ki içimi yeşil kabuğumun dışına taşırmaya… Sorsan
bilmezler, bilirsin…
O kadar sever oldum ki bakarken resmine… Sanırsın gözlerim, gözlerin… Ve
sen kendine baktıkça, kendine bakıp utandıkça ben daha bir seviyorum
içimdeki ’sen’i…
İçimdeki ’sen’lik içimdeki beni bastırıyor…
İçim öyle gıdıklanıyor ki… Senin adına seni sevmek…Bilinmeyen, hiç
bilinmeyen bir dinin hiç bilinmeyen baş rahipleri gibi kıdemli, hiç var
olmayan bir şairin hiç yazmadığı şiiri kadar sanatkar…Öyle karışığım ki, öyle kendimde ama kendimde olduğum kadar bende değilim
ki… Öyle sarhoş ama öyle ayığım ki, öyle uzak ama öyle yakınım ki…
Tıpkı,tutsam elini içinin sonsuzluğunda öbür ucuna dokunmaya çabalar
gibi… Sende ama uzunca bir el….
Sende ama uzunca bir el…
Gülerken bir başka oluyorum artık biliyor musun? Sanırım sen güldüğün vakit
gülüyorum artık ben… Sonrası malum…. Güldüğünü bilmenin verdiği haz, bir
de huzur içimde, taa derinlerde, göze çarpınca da gamzelerimde…
Biliyor musun?
Cebimdeki son taşı
Attım gönlünün kuyusuna
Dileğim
Yeşil bir tutam yosun
Mavi sularında…
Aşk adına, cenneti turkuaza bulamak adına… Sen ve ben adına… Uzak ama
yakınlık adına… Söylesene, sadece ikimizin varolduğu bir cennette ne kadar uzak olabiliriz birbirimize? Yolu yordamı birse aşkın ve aşığın, hangi
uzaklık manidir ki düşlenebilirliğine kavuşmanın, sarılıp ağlaşmanın,
öpüşüp, koklaşmanın…?
Öylesine uzadı ki saçlarım ellerin değdi değeli…
Olmuşluğuna adaklar adadığın aşk benim…
Beni… Beni… Beni…
Sen bilirsin sevgili… “Sen”… Söylesene… Bana ‘ben’i anlatsana biraz…
Sendeki beni seviyorum ben… Gözlerinin önündeki ‘ben’i seviyorum… Karşına
geçtiğim vakit yalnız ’sen’i değil ‘ben’i de görüyorum ben…
Öyle ya, gözlerin… Gözlerim…Yüzündeki ak gülücük benim…
Gözlerindeki ak ışıltı benim…
Durma, kullan sendeki beni senden yana. Bendeki beni benden yana kullan,
Hani ki nihayetidir sana benliğimin benden yana kullanılışı.. Değil mi ki
amacımız “cennet” ise, eylemlerimiz, tüm eylemlerimiz “cennet” adına?
Öylesine yakınım ki sana… amacım “cennet” iken öylesine yakınım ki
sana…Tıpkı dünya ve kıyamet gibi…Tıpkı hayat ve insan gibi… Göze
gelirliğine değil de, anlamında dize gelir gibi…
Öyle ki anlamaz yollar dilimi, öyle ki anlamaz dağlar halimi… Öyle yollar
var ki içimde, öyle virajlar, öyle asfaltlar var ki içimde… Hepsini öyle
dize getiriyorsun ki gözlerindeki parlaklıkla, kucaklayışındaki sıcaklıkla,
dokunuşundaki aşikar tavrınla, patikalar uzanıyor kalbime kalbinden yana
-ıssız ve sakin, güvenli ve seçkin…
O kadar seviyorum ki beni sende yaşatışını..Şimdi fark ettim; öğlen oldu,
daha bir sigara bile içmedim…Şimdi ağrıdı başım, şimdi titriyor elim…
Dudağımdaki ak duman sensin…
Her nefeste içime dolan sensin… Derin derin soluduğum, usul usul üfleyip
yoğrulduğum sensin…
“Unutkanlıklarımda, farkında olmadığım ertelenişlerimde” sen varken, ne
kadar uzağım ki sana?

Son Yorumlar